11 Ekim 2011 Salı

Bir İnsan Yavrusu'na..

Uzun zamandır bu kadar geç yatmamıştım,ertelediğim onca günden sonra bugün burada hala içimde eksikken bir şeyler..Duygusal olmamalı dedim kendi kendime ..Uzaklaştıkça yakınlaşıyor olmasını istediklerin,ya da seçimlerin .Onları yaparken gülüyordun ve şöyle diyordun..
  ''Her şey güzel olacak.''
Şimdi kalkıp gelmek istesen bu gece şöyle kursak soframızı diyorum,en koyusundan en açığına muhabbetler.Hatırın için bu gece içeceğim,en sevdiğinden.Gelsen ..kursak soframızı diyorum,şimdiden kapladı tatlı çikolata kokusu odayı.En ıslağından en kurusuna boğazımda..Tek gitmiyor,tek olmuyor.
 Duygusal olmamalıydı.. Duygusal olmamalıydı..Kaç kere daha söylersem sonunu güzel getirebilirim bilmiyorum,ama sonları pek güzel bitiremem bilirsin.Bilirler.Sonlar olmasa başlangıçlar hep yeniden hep bir sonraya..
  Şimdi öğrendiğimiz gibi kapatsak gözlerimizi biri fısıldasa kulağımıza olmak istediğimiz yerleri,en sabahında gelen telefonla gidilen o sahilde ,ayakkabılarımızı çıkarıp koşsak güneşe doğru.Güneş oradayken hep güzel çıkar fotoğraflar,belki anlar da bir o kadar.Mutluluk değildi muhtemelen diyorsun ama sonrası hep öncesini özletiyor,açtığımızda gözlerimizi hiç olmadığımız kadar farklı yerlerde,bilmediğimiz dillerde bilmediğimiz çocuklara kucak açmışken..Gülüşleri anlık esintiler.. Ağlayışları sende de ağlama hissi uyandırıyor mu çoğu zaman? Oturup ağlasak onlarla başımız önümüzde.Zor ama güzel olacak dese içlerinden biri.
  Gülsek gülümsesek en azından.Pek azından ..
 Sular yükseliyor yükseldikçe insan kendini unutuyor,su mu kaldırıyor yoksa boğuluyor muyuz bilmiyorum.Sadece diyebilirim ki her zaman dediğim gibi günler değil yıllar çabuk geçiyor,geçecek.Gözlerimizi kapatsak dedikleri gibi..Burada olur muyuz yeniden ,birlikte.Görmeyeli değişmişsin demenin burukluğu belki,kaç doğum günü geçti bilmeden.
  Ne zaman ,zaman ..sular yükseliyor..Kapatsak ya gözlerimizi..Sıcak çikolata kokusu..

8 Ekim 2011 Cumartesi

Adsız

Hayatımda bir çok küçük şey olmasındansa bir bütün olmasını tercih ettim sonunda.Çünkü anladım ki parçalar hiç bir zaman bir bütün oluşturmayacak,hatta gittikçe ufalanarak hiçi oluşturacak.Şimdilerde ihtiyaç duyduğum en son şey bir hiç.Bencil olmak buysa evet bu kez bencil olmayı denedim,ama bencillik bence karşı tarafı da etkiliyorsa adını hakeder.Ruhun duymaz,ruhları duymaz oysa ki...İşte bu nedenle yine kendi kendime kararlılıklar...
 Karar,çoktan benim olmaktan çıkmışken uzun zaman sonra farkettim elimde olmadığını.Tabi ki ellerinde de değildi,boşluk hepsine yetecek kadar boş.
  Yaş zemin üzerinde tüm gidiş gelişler kaymadan üzerinde durulası.İstediğim sadece net bir görüntüydü,elde edilmesi çok güç.Hala inanamıyorum kendim olmaktan vazgeçip sıradan biri olmayı seçtiğime.Netlik sıradanlık olmamalıydı,netlik üç noktaların iki noktalarından vazgeçmekti.Orada sabit öylece durup büyük harfle başlamasını beklemekti ardından gelen cümlenin.Asla bir ikincisine izin veremezdim.
  Vazgeçilen insanlar değil,vazgeçilen çabalar var.Evim dediğim evime dönmemek üzere sadece bana ait olanı arzulayış var.Hayat sıralıyor ise yaşanacakları kesinlikle benim ki birilerinin ellerinde olmamalı derken..Öylesine dayanıyor ki arkasına , ayaklarının üzerinde durduğuna inanmamalı  ,dimdik ve kararlıyken karşımda.
  Şimdi rüyalara bakıp yorum yaparken birileri geleceği tahmin etmeye çalışırken o derin b.k çukurunda hep aynı şeyi bekledi inananlar ve inanmayanlar..Huzur..

2 Ekim 2011 Pazar

Nice Yıllara..

  Bugün orada mumunu yakmış beklerken gördüm onu,sadece bakıyordu sıcağına aldırmadan alnından akarken damlaları.Olabildiğince yaklaşmıştı ateşine ,gözlerine yansıyordu,oradan kalbine.Biri dur demeliydi durmadı,yanına yaklaştım bir mum da ben yaktım,kıpırdamadı.Durdu orada,hep aynı yerde.Ne dilemişti ne dilemiştim?Orada yazılanlardan farklı mıydı hissettiklerin?Anlamını bildiğim bir şeyler söyleyip dua edebiliyordum nihayet.
 Mumumu pastama değil de o taş binaya dikmenin burukluğu.Üflemeden, bu kez sönmesini bekleyerek üstelik.Bittiğinde ise kül değil su vardı ellerimde.Şimdi kapılarını açtığım tüm hayatların bir yerde başka hayatlar olduğuna inanır gibiyim.Dün var olan bugün olamıyorsa kutlu olsun doğum günüm.Kutsallaştırıyorsak bu günü yarını yok sayar gibiysek eğer yarın hiç gelmeyecek.Gelmeyecek olanlarla nice yıllara..

18 Eylül 2011 Pazar

Beni Olduğum Gibi Kabul Et!

  Kafamı yastığa koysam uyuyacağım,hatta yastığa koymadan uyuduğum günler de oldu..Yüksek ateş,düşük tansiyon.Dengeliyor sanırsın,ellerin bedeninden bir düşünce boyu uzaklıkta..
   Bazıları der ki;düşünceler düşlerden ibarettir,bazıları der ki düşlerini düşüncelerden uzaklaştır.Hangisi doğru bilemedim.Fazla hayalin içinde hayal oluyorsan eğer bu benim suçum,fakat hayalleri sen kuruyor ben düşlüyorsam bu ikimizin suçu.Şimdi değiştiğine inandığın pek çok kişinin değişmediğine mi üzülürsün yoksa tanınmayacak derecede değiştiğine mi? İkisi arasında ne çok yol var birine elini uzatsan diğeri düşecek sanırsın..
  En güzeli göreceli değil de görücü usulü düşünmekmiş..Kimseye göre şekil almayacaksan kimse sana göre şekil almayacaksa pek demokratik değil mi? Kaskatı düşüncelerin,vefakarlığını altına almış eziyorken,tek bir çaba bile paydos demeye yetiyor.Hayret ediyorsam hala, hala yanımda olanların gerçekten yanımda olduğundandır.Ne mutlu sana,onlarla yetin derken ne tür bir zeka belirtisidir bu duygusuzluk şaşılası!Bazısı da fazla değişiyor ki konuşurken tekrar tanışırcasına yoruyor insanı.Bunun yanında iki elim kanda olsa gelirim diyenler de var ki onların kesinlikle daha fazla eli olmalı! Uzun zamandır ellerini temizlemekten gözlerine bakmayı unutanlar ..ne yazık!
  Her biri ''beni olduğum gibi kabul et'' savsatasından çıkıyorsa kabullenmek en kolayı olurdu.Ki tam şu noktada mutlu olup olmadıklarıyla  yahut nasıl olduklarıyla değil onları oldukları gibi kabul etmekle meşgulum.Dokunmayınız!

30 Ağustos 2011 Salı

Nokta

  Cevapsızlığı için teşekkür edeceklerim var bugün,tam da başkasına yazmaya niyetlenmişken.Artık yüz yüze konuşmaların işe yaramadığı düşüncesi boş sayfaların dolmasına neden oluyorsa ,hala bir şeyler yapılabilmiş değil tabi ki.Sadece bu gece çok geç,çok geçti eve dönüş.
  Gece yollar ıssız ve kimse yokken en çok kendine güvenmeli insan,iyi ki yoksun,iyi ki yoklar! 
  Cevap vermek sadece soru sormanın karşılığıysa gülüşüme asla cevap vermemeliydin,hele ki ağlarken!Bunun cevabı olmalı mı? Cevabından çok cevapsızlığını önemsiyorum desem alınırlarmı bana,ya da susarlar mı yine?Öylesine  kaygan ki sözleri zeminde düşüşlerini izledim teker teker,farklı insan olmak farklı olmayı gerektiriyor yine.
  Herkesi olduğu gibi kabul ediyorken herkese olduğu kadar değer versem bunu da kabul edebilirler mi? 
  Soru işareti konulan her şeyin bir cevabı olduğuna inananlar bunun cevabını vermekte zorlanmamalı.Noktalama işaretlerinin bu denli önemli olduğunu varsayarsak eğer tek bir noktayla bitirilir her şey.Nokta.

19 Ağustos 2011 Cuma

İstanbul

 Birileri ölmeden ölebileceğine olan üzüntünle ölürsün ya!Farketmeden ,farkederek.Dönüşürsün küçük bir bebeğe.Kocaman gözlerin varken ellerin küçücük kalmış sanırsın,sandığından büyük müdür? Tutabileceğin bir şey yoksa ne farkeder?Farketmeden,farkederek gidersin.
 Biri demiş ki zamanında-bazen duymamam gereken şeyleri duyarım,çoğunlukla hatta-herkes gitmekten bahsederken hiç gerçekten gidebileni görmedim şimdiye kadar diye.Gerçekten gidebileni ben gördüm.Ona olan hayranlığım bir kez daha arttı,nefretim de.Nefret ne basit bir kelimeymiş,yazarken farkettim.Bence insani duygularımdan utanmalıyım bu yüzden.
  Gidebilenler ve gitmeyi isteyenler arasında tercih yaparken şunu düşünürsün.Hangisini daha çok özleyeceğim? Gittiğim yeri mi,yoksa gidemezken ben, hep oynayan ve sürekli başa saran sahnenin o en can alıcı dakikasında eve dönüşünü mü?Nedenlerini mi?Nedensizliği mi?Uzun zamandır nedensizce burdayım ve o kadar nedenim varken gidemezken ben..
 Bugün söz verdim kendime.İnsan söz verirken bile korkar mı? Korktum.
 İşte o sahne..Ben vedaları hiç sevmedim,sanırım o yüzden gidemedim.Bu kez vedalaşmadan gidiyorum..Zamanı geldiğinde..
   İstanbul..

12 Ağustos 2011 Cuma

Teslimiyet

Geçmiş fazlaca geçmiş kenarından köşesinden,asla yenik düşmeden zamana bitmek mümkün müdür?Mümkün der çoğuları,oysa tek isteğim biraz sessizlik,biraz kelime ağzından dökülmeden topladığın.
 Yaşasaydı şöyle derdi''Ben asla seni haketmedim'' Yaşasaydım şöyle derdim '' Ölü toprağını çek üzerimden,kemiklerimi sızlatıyor parlak gülüşlerin'' .Öyle ki yaşadık ikimizde,öyle ki hayat susuzluğunun nedenini parlak gülüşlerinin altındaki sağlıklı dişlerine borçlu olduğunu fısıldadın kulağıma.Umarım iyi değilsindir.Bu bir beddua değildi.
  İlaçlarım asla düzelmeyeceğini sandığın teşhisi konulmamış hastalığımı biraz olsun iyileştirdiği için minnettarım,doktorumun adına onunla gurur duyuyorum ama hala iyileşeceğime inanmıyorum.Çünkü çoğu zaman hastalıklar iyileşir insanlar değil..Şimdi birini alıp birini verirken hayat-nedense adına hep hayat diyorum,yaşattığına inanmak istediğimden olsa gerek- üzülmemek için sıkıyorum avuçlarımı.Neredeler diye sormuyorum,neredesin diye sormuyorum,neredeyim diye sormuyorum?
 Teslim oluyorum..